AKTİF MAKALELER — Üret(emey)en Yöneticiler

‘O An’ın Hikayesi’

Büyük kızı ve minik oğullarıyla birlikte anne ve baba, ailecek hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar verirler. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar. Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk yalvaran gözlerle, ‘babacığım, çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?’ der. Baba: ‘Ben de yorgunum oğlum’ der demez çocuk ağlamaya başlar. Baba tek kelime etmeden etraftan kopmuş bir ağaç dalı bulur. Dalı bıçakla biçimlendirip çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontar. Sonra dalı küçük oğluna verir: ‘Al oğlum, sana güzel bir at!’ der. Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye başlar. Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile..

Baba gülerek kızına: ‘İşte yaşam budur, kızım! Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et. Bu at bir proje, bir yenilik, bir arkadaş, bir şarkı, bir çiçek, bir şiir ya da bir çocuğun tebessümü olabilir.’

Değnekten atınız hiç eksik olmasın.

----

Değnekten atın, iş dünyası ile ne ilgisi var?

Öyle çok ki..

Projeleri zenginleştirilememiş, üretkenliği değerlendirilememiş, yenilikleri geliştirilememiş, düşünceleri değer bulmamış o kadar yorgunluklarımız var ki..

Yorgunuz.

Hayata, insanlara, olaylara, gelişen teknolojiye, üretmeye, yeniliğe, düşünmeye, okumaya, yaşamaya..

Bitkiniz..

Yenilikleri takip edebilecek projelendirme, konumlandırma, nitelikli kılma, yenilenme ve değiştirme programına sahip olmaya bitkin düştük.

Tükenmişiz..

Hep aynı kalmamaya, direnmemeye, tükenmemeye, yenilenmemeye, arınmamaya, arıtmamaya, enerji kazanmaya tükenmişiz..

Yanmışız..

İş yapısını inşa etmekte yetersiz kalmamaya, davranışlara tahammül etmemeye, itirazlara direnmemeye, kendimizi anlamamaya..

Yakmışız..

Değerleri yok etmeye, farklılıkları görmeye, incelikleri keşfetmeye, keyfiyeti kuşanmaya, sebeplere takılmaya..

Erimişiz..

Görmemeye, anlamamaya, yapmamaya, yenilenmemeye, değiştirmemeye, aynı yerde direnmeye..

---

Yöneticilerimizin üretememelerine sebep olgular:

  • Yapılan işe hakim olamamak.
  • Alana hakim olamamak.
  • Paraya hakim olamamak.
  • Çalışana hakim olamamak.
  • Yeniliğe açık olmamak.
  • Değişen durumları yorumlayamamak.
  • Makas manevra yapma becerisine sahip olamamak.
  • Değişime direniş göstermek.
  • İşleri tasnif edememek.
  • Yaşayan organizma olan işletme içerisinde ortak aklın hareketini sağlayamamak.
  • Alışkanlıklardan vazgeçememek.
  • Saplantılı anlayışlara esir olmak.
  • Pazarın durumunu okuyamamak.
  • Mevcut durumunu doğru kabullenmek, yanlışlıkları görememek.
  • Her şeyin en iyisini yaptığını zannetmek.
  • Her şeyi kendi düşündüğüne inanmak.
  • Her şeyi kendi yaptığını düşünmek.
  • Kendinin farkında olamamak.
  • Farkındalık oluşturmak için araştırma birimlerine sahip olamamak.
  • Nitelik katmak için eğitim birimlerinin önemine inanmamak.
  • Sabit bakışlarla oluşan körlüğü yenmek için danışmanlık almamak.
  • İş körlüğünün giderilmesi için arayışa geçmemek bir yana körlüğün tespitinden aciz olmak.

Bütün bunların temelinde yatan ‘Zihinsel Güç’ten habersiz kalmak. İşi, hayatı, olayları, durumları kurgulayamamak!

---

Üreten anlayışlar ne yapıyorlar, derseniz:

  • En başta yeniliğe, değişime, gelişime, yeniden yapılanmaya, yeniliği kuşanmaya, kendilerinde hata aramaya açık oluyorlar. Alışkanlıklarından çok çabuk vazgeçebiliyorlar ve hayatlarını kendilerine zorlaştırmıyorlar.
  • Şirket doktorlarını bünyelerinde bulunduruyorlar. Şirket doktorları, sahasında uzman insanlardan oluşuyor. Kimisi eğitimcilerden oluşan dahiliyeciler, kimisi de yönetim ekibinin görme alanını açan hariciyecilerden.
  • Paylaşıma açık bir anlayışa sahip oluyorlar. Dinliyorlar, anlıyorlar, gereklerini yapıyorlar. Ortak aklın tetikleyicisi oluyorlar.
  • İnsana değer veren bir anlayışa hakim oluyorlar.
  • İşleri belirli programlar dahilinde sıralıyor ve adım adım yapıyorlar.
  • İşleri ertelemiyorlar.
  • Yapılan işe, bulunulan alana, paraya, zamana ve değişime hakim olan bir hareket planına sahip oluyorlar ve gereklerini yapıyorlar.
  • Hatada ısrar etmiyorlar. Hataları gösterildiğinde olgunlukla karşılıyorlar ve gidermenin yoluna bakıyorlar.
  • Yapılan yatırımın yanlışlığı, icra edilen uygulamanın doğru yapılmaması, çalışanlar üzerindeki uygulamaların verimsizliğe düşmesinin ‘işin çöküş noktası’ olduğunu görüyorlar ve bu çöküntüden uzak durmayı biliyorlar.

Bütün bunların temelinde oluşturdukları ‘ortak akıl projesi’yle hayata zenginlik kataran üretemeyenler sınıfına dahil olmuyor, bu anlayıştakiler.

---

İşletme ömürlerini uzun tutmak, her zaman ‘değnekten bir at’a sahip ‘zihinsel güç’le mümkün. Üreten, üretemeyen anlayıştan uzak duran, farklılıkları şirketin her birimine ve stratejisine dokuyabilen anlayışlar; sağlıklı bir iç dinamik ve başarılı iş hayatını yaşayan bir yapı sahibi olacaklardır.

Ürete(mey)en anlayışların tükendiği ve üreten anlayışların yaygınlık kazandığı yeni iş dünyasının başarılarını alkışlayacağımız günler, gelsin istiyoruz.

 

ABDÜLLATİF ERDOĞAN